Uzman Psikolog Hayrettin ŞAHİN

Uzman Psikolog Hayrettin ŞAHİN

Geçmişini Unutma!

Gazneli Mahmut’un Ayaz isminde bir ahbabı varmış. Ayaz saraya bir köle olarak gelmiş. Ama Gazneli Mahmut onun zekasını, ferasetini, yeteneklerini görünce onu azat etmiş ve danışmanı yapmış. Sultan, Ayaz’ı çok seviyormuş. Bu durumu gören diğer saray görevlileri Ayaz’ı çok kıskanıyorlarmış. Ayazın bir açığını bulup onu Sultan’a şikayet etmek için fırsat kolluyorlarmış.
Rekabetin olduğu her yerde kıskançlık olur. Eğer siz başarılıysanız, seviliyorsanız sizi kıskananlar çok olur. Kıskanan insanlar zayıf, aciz insanlardır. 
Bir gün Ayaz’ı kıskanan insanlar Sultan’ın karşısına çıkıp “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, yorulmak nedir bilmeden size hizmet eden bizler kulunuz Ayaz’ı yakından takip ediyoruz. Şunu haber vermeye geldik. Ayaz her gün huzurunuzdan ayrılır ayrılmaz, kimsenin girmesine izin vermediği bir odaya giriyor. O gizli oda da biraz durduktan sonra kendi odasına geçiyor. Onun bu davranışının altında gizli bir suçun yattığından korkuyoruz. Oda da belki işbirliği ettiği entrikacılarla buluşuyordur. Belki o odada hayatınıza kast edecek kişileri barındırıyordur.” Sultan Mahmut epey bir süre bu tür suçlamaları kabul etmemiş. Ama bu kilitli odanın sırrı içini kemirmeye başlayınca en sonunda Ayaz’ı sorgulamaya karar vermiş. Bir gün Sultan saray mensupları ile bu sır odasının önüne gelmiş. Ayaz’a bu odayı açmasını ve içerisini kendisine göstermesini istemiş. Ayaz: “Hayır” demiş. Sultan: “Odaya girmeme izin vermezsen güvenilir biri olduğuna dair düşüncem uçup gidecek. Ve aramız asla eskisi gibi olamayacak. Seçimini yap” demiş. Ayaz ağlamaya başlamış ve odanın kapısını açıp Sultan ve adamlarının odaya girmelerine izin vermiş. Odada hiç bir şey yokmuş. İçeride olan tek şey duvardaki bir askıdan ibaretmiş. Askıda yırtık pırtık, yamalı bir cübbe, bir asa ve bir dilenme tası asılıymış. Sultan ve adamları ortaya çıkan sırrını kavrayamamışlar. Gazneli Mahmut bir açıklama istediğinde Ayaz şöyle demiş. “Sultanım, yıllardır senin kulun, dostun ve danışmanın oldum. Ama nereden geldiğimi de asla unutmamaya çalıştım. Bu yüzden kendime eskiden ne olduğumu unutturmamak için her gün bu odaya geldim. Belli bir süre oturdum. Bu eşyalara baktım. Şu anda ben ve bana ait olan her şey senin. Çünkü onları sen bana verdin. Bana ait olan şeyler şu cübbe, asa ve tastır. Ve dünya üzerinde dolaşmışlığımdır.”

Herkes annesinden çıplak doğdu. Müdür müsün? O makam sana verildi. Bir gün geri vereceksin. Zengin misin? O mal sana verildi. Bir gün alacaklar. Siyasetçi misin o koltuk sana verildi. Bir gün geri vereceksin. Çok yakışıklı ya da çok güzel misin? O sana emanet verildi. Bir gün alınacak. Beden sana verildi. Kıymetini bil. Ama hırsla yoğrulan insan, nankör insan, fesatçı insan, yalancı insan bunları göremez. Siyasetçi koltuğa bir yapışır o koltuğun ilelebet kendinde kalacağını zanneder. Müdür makama yapışır kazıyamazsınız onu oradan. Ama gün olur devran döner, Everest tepesindeki bu zatlar aşağıya doğru paldır küldür düşerken “eyvah” derler ama iş işten geçer. Sana verilen bu nimetlerin kıymetini bil. Kimseyi hor ve hakir görme. İnsanları üzme. Hayatını emanet şeyler üzerine bina etme. Bu dünya kendini ilah sanan çok Nemrutlar, Firavunlar gördü. Ve görmeye devam edecek. Keşke herkes kendisine geldiği yeri hatırlatacak böyle şeyler yapsa. Ama günümüz insanı geçmişini silmek için nerdeyse Yaratıcıya rüşvet verecek. 
Tarık Bin Ziyad İspanya’yı fetheder. İspanya’nın bütün hazineleri ayakları altındadır. “Ey Ziyad, sen dün bir kölenin oğluydun. Bu gün İspanya fatihisin. Sakın ha gururlanma, kibirlenme” der. Ve o gece yatağını eşiğe serdirir.

 

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz